... VIII. BYKP - 2005 Yılı Programı İkinci Bölüm :
Makroekonomik Gelişmeler ve Projeksiyonlar

MAKROEKONOMİK GELİŞMELER VE PROJEKSİYONLAR

I. DÜNYADA EKONOMİK GELİŞMELER

1. DÜNYA EKONOMİSİNDE GELİŞMELER


Son bir yılda küresel canlanmanın gittikçe güçlendiği ve genişlediği görülmektedir. Uluslararası Para Fonu, euro alanı dışında, bütün bölgeler için tahminlerini yukarıya çekmiş olup, 2004 yılında dünya hasılasının artış hızının, tarihsel ortalamasının üzerine çıkarak, yüzde 5 oranında gerçekleşeceğini öngörmektedir. Bunda sanayileşmiş ülkeler ile başta Çin olmak üzere, yükselen ekonomilerdeki hızlı büyümenin rolü vardır. Ancak, son dönemde petrol fiyatlarının yüksek oranda artması ve halen canlılığını korumakla birlikte, büyümenin 2004'ün ikinci çeyreğinden itibaren başta ABD, Japonya ve Çin'de olmak üzere, ivmesini bir ölçüde kaybetmesi nedeniyle, 2005 yılında küresel canlanmanın yavaşlayacağı tahmin edilmektedir. Buna göre, 2005 yılında dünyadaki büyümenin yüzde 4,3 olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Büyümedeki gelişmelere paralel olarak, 2003 yılında yüzde 5,1 oranında artan dünya ticaret hacminin, 2004 ve 2005 yıllarında, sırasıyla, yüzde 8,8 ve yüzde 7,2 oranında artacağı tahmin edilmektedir.

Dünya ekonomisi 2003'ün ikinci yarısından itibaren gösterdiği performansla son 30 yılın en yüksek büyüme hızına ulaşırken, tutarlı makroekonomik politikaların izlendiği, firma karlılıklarının arttığı ve hisse senedi ve konut fiyatlarındaki yükselmenin servet artırıcı etkilerinin ortaya çıktığı görülmektedir. Küresel canlanma genel anlamda yaygınlık göstermekte, ABD'nin belirleyici olduğu bu sürece, başta Çin ve Japonya olmak üzere Asya ülkeleri önemli katkı sağlamaktadır. Latin Amerika ve diğer yükselen ekonomilerde hızlı bir toparlanma yaşanmakta, Afrika'da da beklentilerin iyileştiği gözlenmektedir. Euro alanında da canlanmanın hız kazandığı dikkati çekmekle birlikte, bu iyileşmenin yeterince güçlü olmadığı, ülkeler arasında farklılıklar gösterdiği ve Almanya başta olmak üzere, bazı ülkelerde büyük ölçüde dış talebe bağlı olarak gerçekleştiği gözlenmektedir.

Dünya ekonomisindeki bu olumlu sürece rağmen, son aylarda önümüzdeki dönemi olumsuz etkileyebilecek iki önemli gelişme ortaya çıkmıştır. Birincisi, 2004 Ağustos ayının ortasından itibaren petrol fiyatlarında gözlenen yüksek oranlı artıştır. Bu artışta, arz yönlü etmenlerin yanı sıra, küresel talebin canlanmasının etkisi olmuştur. Esasen, küresel talebin canlanması, genel olarak, 2003 yılı sonundan itibaren ürün fiyatlarının yükselmesine yol açmıştır. Genel temel ürün fiyatları endeksinin 2004 yılının ilk sekiz ayında ABD doları cinsinden yüzde 27 arttığı görülmektedir. Özellikle, petrol piyasasında, güçlü küresel talebin yanısıra, yedek kapasitenin son aylarda tarihsel olarak en düşük düzeyine inmesi ve stokların azlığı, spekülatif girişimlere ve fiyatların hızla artmasına neden olmuştur. Buna karşılık yakıt dışı ürün fiyatlarındaki artış ise, son dönemde, kısmen Çin'de yavaşlayan büyüme sonucunda azalan talebin de etkisiyle, yıl başındaki hızını kaybetmiştir.

İkinci olumsuz gelişme ise ABD ve Japonya da dahil olmak üzere önde gelen ekonomilerde 2004 yılının ikinci çeyreğinde gözlenen yavaşlamadır. Özellikle ABD'de, özel tüketim beklenenden zayıf olup, ciddi istihdam artışları sağlanamaması durumunda bu yavaşlamanın sürmesi ihtimali bulunmaktadır.

Hızlı büyümenin ve artan ürün fiyatlarının sonucunda enflasyonun gelişmiş ülkelerde 2003 yılı ortasından itibaren yeniden yükselişe geçtiği görülmektedir. ABD'de çekirdek enflasyon artma eğilimindedir. Bu durumun devam etmesi halinde faiz hadleri beklenenden daha hızlı yükselebilecektir. Genel olarak, ülkelerin uyguladığı para politikalarının ekonomik gereklerle uyumlu ve tutarlı olduğu görülmektedir. Ancak kısa vadede, belirtileri görülen enflasyonist baskıları denetlemek üzere, yüksek faiz oranlarına piyasaları sarsmadan geçiş sağlanması temel bir öncelik taşırken, aynı zamanda ekonomik canlılığın sürdürülmesine ve mali piyasaların gerekli uyumu göstermesine katkıda bulunacak önlemlerin alınmasına da ihtiyaç vardır.

Dünya genelinde yaşanan canlanma sürecinde konut fiyatlarında da hızlı yükselmeler gözlenmiştir. Ayrıca, göstergeler sanayileşmiş ülkelerdeki konut fiyatlarının önemli ölçüde eşzamanlı hareket ettiğini de ortaya koymaktadır. Önümüzdeki dönemde sıkı para politikası izlenmesi halinde konut fiyatlarında hızlı düşüşlerin gerçekleşmesi ve bunun özel tüketimi olumsuz etkilemesi muhtemeldir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında 2001 yılından itibaren başlayan hızlı düşüş 2002 ve 2003 yıllarında da sürmüştür. Söz konusu yıllardaki düşüşler, sırasıyla, yüzde 41, yüzde 17 ve yüzde 17,6'dır. Bu azalış çerçevesinde doğrudan yabancı sermaye yatırımları 2003 yılında 560 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşmiştir. Bununla beraber, aynı yıl gelişmekte olan ülkelere yönelen yatırımlar yüzde 9 oranında artarak 172 milyar ABD dolarına yükselmiştir. 2004 yılında doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının uluslar arası şirket birleşme ve satın almalarındaki artış ve şirket karlılıklarındaki ve hisse değerlerindeki yükselişe bağlı olarak artması beklenmektedir.

Ülke grupları itibarıyla bakıldığında, ABD'deki ekonomik genişlemenin küresel büyümeye katkı yapmaya devam ettiği görülmektedir. Ancak yatırımlardaki canlılığın sürmesine rağmen, tüketimin yılın ikinci çeyreğinde yavaşlaması büyümeyi gelecek dönemde olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, 2004 yılı genelinde hızlı bir büyüme sağlanması bakımından, para politikasının sıkılaştırılmasında ölçülü bir yaklaşımın benimsenmesi, bu politikanın, genişlemenin gücü ve enflasyonist baskıların şiddeti ile orantılı ve uyumlu olmasına özen gösterilmesi önem taşımaktadır. Maliye politikasında ise temel öncelik bütçe açığının orta vadede azaltılmasıdır. Bu bakımdan, 2004 yılı için beklenenden iyi olacağı tahmin edilen bütçe gerçekleşmeleri, gelecek dönem bütçe açığının azaltılması politikasının uygulanmasını kolaylaştırabilir. 2003 yılında yüzde 3,0 büyüyen ABD ekonomisinin 2004 yılında yüzde 4,3, 2005 yılında da bir miktar yavaşlayarak yüzde 3,5 büyüyeceği tahmin edilmektedir.

Euro alanında büyümenin hız kazanmakla birlikte ılımlı bir düzeyde seyrettiği görülmektedir. Önümüzdeki dönemde özel tüketim ve yatırımların artacağı ve bölge genelinde daha dengeli bir iyileşme sürecinin yaşanacağı tahmin edilmektedir. Enflasyonist baskılar henüz görece ılımlı olduğundan, iç talep yeterli düzeye ulaşıncaya kadar uygun para politikalarına başvurulması yararlı olacaktır. Katedilen aşamalara rağmen, orta vadede iç talebi canlandıracak ve istihdam artışı sağlayacak ek yapısal reformlara gereksinim vardır. Yaşanan canlanma sürecinin kamu maliyesini iyileştirmek ve güçlendirmek açısından sağladığı olanaklardan yararlanmak yerinde olacaktır. 2003 yılında yüzde 0,5 oranında büyüyen euro alanının 2004 ve 2005 yıllarında yüzde 2,2 oranında büyümesi beklenmektedir.

Japonya'da son yılda sağlanan hızlı büyümenin yanı sıra deflasyonist baskılar azalmış ve gerek şirketler kesiminde gerek mali kesimde kısmi iyileşmeler yaşanmıştır. Ekonomideki canlılığın sürmesi, dış talepte, petrol fiyatlarında ve döviz kurundaki gelişmelere bağlı olacaktır. Japon ekonomisindeki deflasyonist eğilimleri azaltmak için esnek para politikasının sürdürülmesine gerek bulunmaktadır. KİT'lerde reform, rekabet politikasının güçlendirilmesi ve emek piyasasına esneklik kazandırılması gibi yapısal reformlar Japonya'da kamu maliyesinin iyileştirilmesinde öncelikli rolü oynayacaktır. 2003 yılında yüzde 2,5 büyüyen Japon ekonomisinin 2004 ve 2005 yıllarında, sırasıyla, yüzde 4,4 ve yüzde 2,3 oranında büyüyeceği öngörülmektedir.

Yükselen Asya ekonomilerinde görülen genişleme, elektronik sektörü başta olmak üzere, küresel canlanmanın, genel olarak izlenen uygun makroekonomik politikaların ve artan iç talebin sonucudur. Bölgesel büyümenin geleceği, kimi belirtilere rağmen, yumuşak inişe geçeceği henüz belli olmayan Çin'in performansına bağlıdır. Ayrıca, bölgenin, petrol fiyatlarının artması ve faiz oranlarının yükselmesi tehdidine açık olması diğer riskleri oluşturmaktadır. Bölge ülkelerinin cari işlemler ve sermaye hesabında fazla vermeye devam etmesi nedeniyle, daha esnek döviz kuru rejimine geçmeleri ve daha sıkı para politikası uygulamaları öngörülmektedir. 2003 yılında yüzde 7,7 oranında büyüyen Asya'nın gelişmekte olan ülkelerinin 2004 yılında yüzde 7,6, 2005 yılında ise yüzde 6,9 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir.

Latin Amerika ülkelerinde küresel canlanma ve yükselen ürün fiyatlarının etkisiyle hızlı bir toparlanma göze çarpmaktadır. Ancak bölgenin dış şoklara karşı süregelen zaafiyetinin azaltılması kamu borç göstergelerinin iyileştirilmesine bağlıdır. Orta vadeli büyüme için hukuki ve yapısal bir dizi reform ihtiyacı devam etmektedir. 2003 yılında yüzde 1,8 oranında büyüyen Latin Amerika ülkelerinin, 2004 ve 2005 yıllarında, sırasıyla, yüzde 4,6 ve yüzde 3,6 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir.

TABLO: II. 1 - Dünya Ekonomisinde Temel Göstergeler
(Yüzde Değişme)

2002

2003

2004(1)

2005(1)

Dünya Hasılası

3,0

3,9

5,0

4,3

Gelişmiş Ülkeler

1,6

2,1

3,6

2,9

ABD

1,9

3,0

4,3

3,5

Japonya

-0,3

2,5

4,4

2,3

Euro Alanı

0,8

0,5

2,2

2,2

Almanya

0,2

-0,1

1,1

2,1

Gelişmekte Olan Ülkeler

4,8

6,1

6,6

5,9

Afrika

3,5

4,3

4,5

5,4

Asya

6,6

7,7

7,6

6,9

 Çin

8,3

9,1

9,0

7,5

Latin Amerika

-0,1

1,8

4,6

3,6

Orta Doğu

4,3

6,0

5,1

4,8

Orta ve Doğu Avrupa

4,4

4,5

5,5

4,8

Dünya Ticaret Hacmi (Mal ve Hizmet İthalatı)

3,3

5,1

8,8

7,2

 Gelişmiş Ülkeler

2,6

3,7

7,6

5,6

Euro Alanı

0,5

1,9

5,7

5,8

 Gelişmekte Olan Ülkeler

6,0

11,1

12,8

11,9

 Orta ve Doğu Avrupa

8,9

12,9

12,5

8,1

Tüketici Fiyatları

       

 Gelişmiş Ülkeler

1,5

1,8

2,1

2,1

 ABD

1,6

2,3

3,0

3,0

 Japonya

-0,9

-0,2

-0,2

-0,1

 Avrupa Birliği

2,2

2,0

2,2

2,0

 Euro Alanı

2,3

2,1

2,1

1,9

 Gelişmekte Olan Ülkeler

6,0

6,1

6,0

5,5

 Orta ve Doğu Avrupa

14,8

9,2

6,9

5,9

İşsizlik Oranı (Yüzde)

       

 Gelişmiş Ülkeler

6,4

6,6

6,3

6,1

Euro Alanı

8,5

8,9

9,0

8,7

LIBOR (Altı Aylık, Yüzde, ABD Doları Cinsinden)

1,9

1,2

1,6

3,4

Kaynak: IMF, World Economic Outlook, Eylül 2004
(1) Tahmin

Önemli bir bölümü 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliğine girmiş olan Avrupa'nın gelişen ülkeleri ile Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinin hızlı büyümelerini sürdürdükleri gözlenmektedir. Hatta bu ülkelerden bazılarında aşırı ısınma sorunu yaşanmaktadır. Bu grupta yer alan ülkelerin çoğunda mali disiplini artırıcı önlemlere ve bazılarında da sıkı para politikası uygulanmasına gereksinim vardır. Ayrıca, piyasa ekonomisine geçiş için gerekli olan kurumsal ve yapısal reformların sürdürülmesi gerekmektedir.

Rusya'da ekonomik aktivitenin canlı olduğu, petrol gelirlerindeki artışla birlikte dış dengenin güçlendiği görülmektedir. Ancak, emek piyasasının sıkışık olması ve bazı sektörlerde kapasite limitlerine yaklaşılması karşısında makroekonomik politikaların çevrimsel-yanlı (procyclical) olması riski bulunmaktadır. Önümüzdeki dönemde para politikasının enflasyonu düşürme hedefine göre belirlenmesi, maliye politikasının ise ilave genişletici önlemler içermemesi önem taşımaktadır.

Dünya ekonomisinde gözlenen bu olumlu gelişmelere rağmen, aşılması gereken üç temel sorun bulunmaktadır. Birincisi, önde gelen ekonomiler arasındaki dengesizliklerin dünya ekonomisinin orta vadeli geleceği açısından önemli bir risk oluşturmasıdır. ABD dolarındaki değer kaybına rağmen, 2004 yılının ilk yarısında artmaya devam eden ABD'deki cari işlemler açığının orta vadede GSYİH'nın yüzde 4'ünün üzerinde kalacağı öngörülmektedir. Genel anlamda, bu küresel dengesizliklerin giderilmesi için; ABD'de kamu maliyesinin güçlendirilerek iç tasarrufların artırılması, Avrupa, Japonya ve diğer ülkelerde büyümeyi hızlandıracak yapısal reformların gerçekleştirilmesi ve Asya'da da daha esnek bir döviz kuruna geçiş için önlemlerin alınması gerekmektedir.

İkinci olarak, ekonomide esnekliği ve şoklara karşı dayanıklılığı artıracak yapısal reformların hızlandırılması gerekmektedir. Bu yönde sağlanacak gelişmeler ülkelerin, küreselleşmenin ve bilişim teknolojisindeki ilerlemelerin yarattığı olanaklardan daha fazla yararlanmasına ortam hazırlayacaktır. Verimliliğin artırılması bakımından piyasaların rekabete açılması temel rol oynamaktadır.

Üçüncü olarak, dünya ülkeleri genelinde orta vadede kamu maliyesinin güçlendirilmesi ihtiyacı devam etmektedir. Bu kapsamda, mali disiplininin ve kamu borçlarının çevrilebilirliğinin sağlanması ve sağlık ve sosyal güvenlik reformlarının gerçekleştirilmesi önem taşımaktadır.

İçinde bulunulan canlanma sürecinin yarattığı olanakların, bu sorunların çözümüne katkı yapması beklenmektedir.

2. AVRUPA BİRLİĞİ VE EURO ALANI EKONOMİLERİNDE GELİŞMELER

Euro alanında canlanma beklenenden iyi olmakla birlikte, yeterince güçlü değildir ve büyük ölçüde dış talebe bağlı olarak gerçekleşmektedir. Sanayi üretimi ve iş aleminin güveni artarken, tüketici güveni ve perakende satışlar geride kalmaya devam etmektedir. Ancak, euro alanı geneline ilişkin büyüklükler, ülkeler arasındaki önemli farklılıkları gizlemektedir. Bu kapsamda, iç talep Fransa ve İspanya'da güçlü, İtalya'da zayıf bir artış gösterirken, Almanya'da durgun kalmıştır.

Önümüzdeki dönemde canlanmanın, iç talebin artan orandaki katkısıyla güçleneceği tahmin edilmektedir. Bu süreçte, harcanabilir gelirdeki yükselişe paralel olarak özel tüketimin ve şirket bilançolarında süregelen yeniden yapılanmayla birlikte yatırımların artmasının etkili olacağı beklenmektedir. Euro alanında GSYİH büyümesinin, 2004 ve 2005 yıllarında, yüzde 2,2 olacağı ve işsizlikte marjinal bir azalma gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Genel olarak, petrol fiyatlarındaki aşırı artış ve euronun değerlenmesi, özellikle iç talebin zayıf olduğu ülkeler için risk oluşturmaktadır. Başta İrlanda ve İspanya olmak üzere konut fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar dikkat çekicidir.

2004 yılı başındaki yavaşlamadan sonra, yükselen enerji fiyatlarının ve dolaylı vergilerin etkisiyle enflasyon, tekrar yüzde 2 seviyesine yükselmiştir. Çekirdek enflasyon ise yüzde 1,75 seviyesinde istikrarını korumuştur. Önemli boyutta atıl kapasite bulunması, euronun değerlenmiş olması ve ücretlerin ılımlı seyretmesine bağlı olarak, 2005 yılında enflasyonun tekrar yüzde 2'nin altına ineceği tahmin edilmektedir. Bu süreçte Avrupa Merkez Bankasının para politikasını, iç talebin yeterli bir düzeye ulaşmasını destekleyecek şekilde yürütmesi önem taşımaktadır.

Bazı ülkeler, İstikrar ve Büyüme Paktının (İBP) öngördüğü bütçe açığı limitlerini ihlal etmelerine rağmen, mevcut politikaları izlemeyi sürdürmüşlerdir. Esasen mali durum uzun dönemde birçok ülke için sorun teşkil etmektedir. Nüfusun yaşlanmasının, orta vadede etkisini hissettirecek olması bu sorunu ağırlaştırabilecektir. Bütçe pozisyonu zayıf ve riski yüksek olan ülkeler açıklarını tedricen aşağı çekecek politikaları geliştirmek durumundadır. Birçok ülkede vergi oranlarında indirime gidilmesi arzu edilmekte ancak, mali yapı güçlendirilmedikçe bu indirimlerin telafi edici önlemlerle birlikte uygulanması büyük önem taşımaktadır.

Birçok ülke mali yapılarının güçlendirilmesine kendi istikrar programlarında genel olarak değinmekle beraber, güçlendirme ihtiyacının önemli olduğu bazı ülkelerde alınacak önlemler henüz ortaya konmamıştır. Üç büyük ekonomiye bakıldığında, Fransa'da, yakın dönem bütçe hedeflerine büyük ölçüde ulaşılacak olduğu görülmektedir. Almanya'da 2004 yıl sonu itibarıyla sınırlı bir iyileşme beklenmekte ve 2005 yılı hedeflerine ulaşılabilmesi için ek önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır. İtalya'da ise, 2004 yılı bütçe açığının GSYİH'nın yüzde 3'ünün altında kalabilmesi için önemli önlemlere ihtiyaç vardır.

Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, Avrupa Komisyonu ve AB Konseyini karşı karşıya getiren, Almanya ve Fransa'nın İstikrar ve Büyüme Paktını (İBP) ihlal edecek şekilde iki yıl üst üste yüzde 3'ün üzerinde bütçe açığı vermelerinden dolayı bu ülkelere yaptırım uygulanması hakkındaki davada Avrpa Komisyonunu haklı görmüştür. AB kamuoyunda, kredibilitesi zarar görmüş olan İBP'de reform ihtiyacı konusunda artan bir mutabakat bulunmaktadır. Önemli bütçe açıklarına sahip ve pazar ekonomisi disiplininden uzak ülkelerin birliğe dahil olması dikkate alındığında, parasal birlik açısından güçlü bir kamu maliyesi çerçevesine ihtiyacın sürdüğü görülmektedir.

2000 yılındaki Lizbon Zirvesinde alınan kararlar, yaygın olarak benimsenmesine rağmen, aynı ölçüde uygulama olanağı bulamamıştır. Bu kapsamda AB, 2010 yılında dünyanın en dinamik ve rekabetçi ekonomisine dönüşme hedefinden hala uzaktır. Finansal Hizmetler Eylem Planı ve Tek Pazar gibi merkezi reformlarda önemli gelişmeler sağlanmış ancak ulusal reformlarda özellikle de işgücü piyasaları reformunda gecikmeler yaşanmıştır. Canlanma, bu konuda ilerleme için yeni fırsatlar sunmakta fakat reform yorgunluğu belirtilerinin arttığı bir ortamda, yapısal reformların ve mali güçlendirmenin eş anlı olarak gerçekleştirilmesinin doğuracağı siyasi güçlükler bu süreci zorlaştırmaktadır.

TABLO: II. 2- Bazı Avrupa Birliği Ülkelerine İlişkin Temel Göstergeler

2002

2003

2004(1)

2005(1)

BÜYÜME (Yüzde Değişme )

           

EURO ALANI

0,8

0,5

2,2

 

2,2

Almanya

0,1

-0,1

2,0

 

1,8

 

Fransa

1,1

0,5

2,6

 

2,3

 

İtalya

0,4

0,3

1,4

 

1,9

 

İngiltere

1,8

2,2

3,4

 

2,5

 

İspanya

2,2

2,5

2,6

 

2,9

 

İŞSİZLİK (Yüzde )

           

EURO ALANI

8,5

8,9

9,0

 

8,7

 

Almanya

8,7

9,6

9,7

 

9,5

 

Fransa

8,9

9,4

9,4

 

9,0

 

İtalya

9,0

8,7

8,3

 

8,2

 

İngiltere

5,2

5,0

4,8

 

4,8

 

İspanya

11,4

11,3

11,1

 

10,3

 

TÜKETİCİ FİYATLARI (Yüzde Değişme)

           

AB

2,2

2,0

2,2

 

2,0

 

EURO ALANI

2,3

2,1

2,1

 

1,9

 

Almanya

1,3

1,0

1,8

 

1,3