Üretim-tüketim zincirinin her aşamasında malların ve hizmetlerin satışından alınan ve vergi indirimine imkan tanıyarak değer artışını temel alan, nesnel, çok aşamalı ve genel bir satış vergisi olan Katma Değer Vergisi (KDV), ilk kez 1954 yılında Fransa'da uygulanmaya başlanmıştır. Diğer harcama vergilerine göre önemli bazı üstünlüklere sahip olan KDV, maliye tarihinin en hızlı yayılan vergisi olmuş ve 1968 yılından itibaren başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliğine üye tüm ülkelerde uygulanmaya konulmuştur.
Türkiye'de KDV uygulamasına geçilmesine ilişkin tedbir ve politikalara ilk kez İkinci Beş Yıllık Plan'da yer verilmiştir. Üçüncü Plan döneminde uygulamaya geçilmesi, Dördüncü Beş Yıllık Plan'da da geçiş için gider vergilerinin tabanının genişletilmesi öngörülmekle beraber uygulamaya ancak Beşinci Plan döneminde geçilebilmiştir. 1 Ocak 1985 tarihinde uygulamaya giren KDV, gelir vergisinden sonra sağladığı gelir açısından Türk vergi sisteminin ikinci büyük vergisi olmuştur. Yürürlüğe girdiği tarihte tek orana sahip olan KDV sisteminde, 1986 Temmuz ayından itibaren çok oranlı uygulamaya geçilmiştir. KDV'nin başarılı bir şekilde uygulanmasında önemli bir yeri olan düzenli belge ve kayıt sisteminin yerleştirilebilmesi için başta vergi iadesi olmak üzere çeşitli önlemler alınmıştır.
Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde KDV'nin vergiler içindeki yerini görebilmek amacıyla vergiler tanımlanmakta ve sınıflandırılmaktadır. İkinci bölümde KDV teorisi üzerinde durulmaktadır. Türkiye'de ve dünyada KDV uygulamalarının gelir, oran, liste ve istisnalar açısından değerlendirilmesi üçüncü bölümün konusunu teşkil etmektedir. Dörnüncü bölümde ise sektörler itibariyle efektif KDV oranları ve bu oranların nasıl hesaplandıkları anlatılmaktadır. Sonuç bölümünde bulgular özetlenerek genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
1989, 1990 ve 1991 yılları dışında
katma değer vergisi gelirlerinin sektörel dağılımı bulunamadığından çalışma
bu yıllarla sınırlı tutulmak zorunda kalınmıştır.