Kendi kendine hak aramanın ya da
almanın artık geçerli olmadığı günümüzde mahkemeleri
aracılığıyla maddi hakları korumayı
ve güven altına almayı amaçlayan devlet, halkına sunduğu
yargılama hizmeti ile hak dağıtırken,
yurtdaşının en kısa sürede hakkına kavuşmasını sağlamakla, yükümlüdür.
Geciken ve pahalı olan bir yargılamanın adaletli olduğundan söz edilmez.
Bu açıdan bakıldığında usul ekonomisi, anayasal - sosyal hukuk devleti
anlayışının doğal bir sonucu
olmaktadır.
Usul ekonomisi, yalnızca mahkemeler
bakımından değil, aynı zamanda taraflar açısından da
geçerlidir. Davaların görülmesinin
çabuk ve ucuz olması, hem mahkemeleri ve dolayısıyle devleti,
hem de tarafları yakından ilgilendirir.
Usul ekonomisi sayesinde yurttaş hakkına ucuz ve çabuk kavuşacağı gibi,
mahkemelerde boş yere uğraştırılmamış olur. Usul ekonomisi, çiğnenen ya
da çiğnenme olasılığı bulunan objektif hukukun en az giderle, en kısa sürede,
en az zorlukla gerçekleşmesini ve boş yere davalar açılmasının önlenilmesini
sağlamaya yönelik bir usul ilkesidir.
Ceza adaletinin yerine getirilmesinde
gecikme ve davaların uzaması kadar sosyal yönden zararlı olan
ve bir ülkede kanunsuzluk ve suçluluğun
yaygınlaşmasına neden olan başka etken yoktur. Gecikmeler kamuoyu nazarında
ceza kanunlarını etkisiz kılmakta, cezanın önleyici etkisini ortadan kaldırmakta,
insanlarda suç işlemekten kaçınma hususundaki hasasiyeti yok etmektedir.
Türk yargısında davaların uzamasını
hukuk ve ceza davaları bakımından bütünü itibariye etraflı bir
şekilde inceleyip çözüm önerileri
getiren bu araştırma üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde Kalkınma
Planlarında davaların uzamasının nasıl ele alındığı incelenmiş ve değerlendirilmesi
yapılmıştır. İkinci bölümde davaların
uzamasının genel nedenleri üzerinde durulmuş ve her bir
genel nedenin altında çözüm önerilerine
yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise varılan sonuçlar
ortaya konulmuş ve genel bir değerlendirme
yapılmıştır.