Küreselleşme sürecinin önemli bir
aktörü dünya ölçeğinde üretim ve pazarlama yapan, stratejik
ittifaklar oluşturan çokuluslu
şirketlerdir. Bu sürecin bir diğer asli unsuru ise hükümetlerdir
(ulus-devlet). Hükümetler, bu
gelişmelerle eş zamanlı bir biçimde, sanayi ve ticaret politikaları
alanında daha akitf bir rol oynamaya
başlamışlardır. Bu rol alış, genellikle iç endüstrilere rekabet üstünlükleri
yaratmaya dönüktür. Teknoloiji- yoğun ürünlerin üretiminin önemli yan faydalar
(spill-over) yarattığı, istihdam
sağlayıp güçlü, rekabet edebilir endüstriler kurulmasına yardımcı
olduğu inancıyla, hükümetler sübvansiyon
ve AR-GE programları kanalı ile bu tip endüstrileri
destekleme yoluna gitmektedirler.
Dünya ticaretinde ortaya çıkan
yeni sorunlar, yüksek teknoloji ürünleri ve hizmet ticaretinin artan
önemi, yeni ve stratejik sektörlere
hükümetlerin sağladığı doğrudan ve dolaylı destekler,
küreselleşen şirketlerin endüstriyel
organizasyonu, pek çok yeni politika alanı doğurmuştur.
Yine, milli-yabancı ya da iç-dış
piyasa ayırımlarına dayalı olan geleneksel ticaret teorisi ve çok
taraflı ticaret sistemi; endüstri-içi
ve firma-içi ticaretin büyük boyutlara ulaşmasıyla yeni bir
belirsizlikle karşı karşıya kalmıştır.
On yılı aşan bir süredir liberal
politikalar uygulamakta olan ve serbest piyasa sistemini kurmaya
çalışan Türkiye, bu çerçevede
benimsediği ihracata dönük büyüme stratejisine hayatiyet
kazandırmak üzere dış ticaretini
de serbestleştirmiştir. 1980'li yılların başlarından itibaren ihracat
çeşitli araçlarla doğrudan ve
dolaylı olarak desteklenmiş, ithalatla ilgili engeller de büyük ölçüde
azaltılarak serbestleşme sağlanmıştır.
Yukarıda ana hatları ile özetlenen
uluslararası ekonomik yapılanmanın ortaya çıkardığı yeni sorunlar, Türkiye'de
bazı önemli makroekonomik olaylar ve politika tercihlerinin yapıldığı bir
zamana
rastgelmiştir. Bunlardan bazıları,
ihracatın, 1980'li yılların sonlarından itibaren, giderek daha az
oranlarda artması, imalat sanayii
yatırımlarında planlanan gelişmenin sağlanamayışı, yüksek
enflasyon oranının kronik bir
sorun haline gelmesidir. Dış ticaret bakımından önemli sayılabilecek gelişmeler,
ihracata dönük doğrudan teşviklerin uluslararası anlaşmalar gereği tedricen
kaldırılması; GATT ve AT'la ilgili yükümlülükler dolayısıyla koruma oranlarının
ve ithalatla ilgili diğer kısıtlamaların önemli ölçüde azaltılması; en
önemli ve son bir karar olarak, AT'la 1995'te gümrük birliğine gidilmesi
hedefi çerçevesinde Tek Vergi Sistemi'ne geçilmesidir. Bütün bu gelişmeler,
Türkiye'nin bundan
sonrası için ticaret ve sanayi
politikalarında önceliklerini yeniden belirleme ve gerekli önlemleri
almasını gerektirmektedir.
Bu çalışmada, mevcut uluslararası
çok taraflı ticaret sisteminin temel özelliklerinin incelenmesi ve
ticaret politikaları ile ilgili
olarak ortaya çıkan yeni eğilimlerin, özellikle yeni korumacılık eğiliminin
tesbiti birincil amaçtır.